22 Aralık 2020 Salı

Kuantum Bilgisayarı

 

M

evcut bilgisayar teknolojisi sadece gelişmiş bir hesap makinesidir  ama onların da altından kalkamayacağı büyük sorunlar bizi bekliyor ve bu aşamada bize çok büyük bir yenilik gerekiyor

Bunu aklımızda tutalım çünkü kuantum bilgisayarlarından bahsederken herkes mevcut bilgisayarların daha güçlüsü yeni bir versiyonu bir güncellemesi olarak görüyor hayır kuantum bilgisayarları yeni bir olgudur mevcut bilgisayarlarla herhangi bir anlamda benzeşmemektedir klasik bilgisayarları bir muma benzetecek olursak bir kuantum bilgisayarını ampule benzetebiliriz kuantum bilgisayarların işlem gücünü matematiksel veriye dökecek olursak her bir kubit için 2nin kuvveti olarak yazabilir yani 32 kubitli bir kuantum bilgisayarı teorik olarak 2 üzeri 32 olasılığı hesaplayabilecek işlem kapasitesine sahip diyebiliriz 300 kubit bir sistem evrendeki (tahmin edilen) tüm atomların sayısından fazla olasılığa sahip bir işlem gücü sunabilme potansiyeline sahip

Nedir bu kuantum bilgisayarı?

İnsan oğlunun bugüne kadar geliştirdiği en karmaşık mekanizmadır bu karmaşanın temelinde elbette bu güne kadar konuşulan  kuantum fiziğinin özünde yatan bize çok anlamsız gelen bir sürü teoriye dayanmasıdır  fakat kuantum bilgisayarlarının nasıl çalıştığını anlamak biraz zorlu bir meydan okuma herkes için gelin birlikte meydan okuyalım onun için gelin bir oyun oynayalım oyunun kuralları şu şekilde ;

Bir odada bir adet düğme bulunuyor diğer odada da bir ampul bulunuyor siz ve bir arkadaşınız olmak üzere iki kişi oynuyorsunuz bu oyunu ilk olarak düğmeyi aşağı  ya da yukarı şekilde hareket ettirebiliyorsunuz ama hangisinin ampulü yaktığını bilmiyorsunuz her oyuncu anahtarı bir kez hareket ettirme ya da hiç dokunmama hakkına sahip önce siz giriyorsunuz odaya düğmeyi kaldırıyorsunuz ya da dokunmuyorsunuz sonra arkadaşınız giriyor odaya o da düğmeyi bir kez hareket ettirebilir ya da dokunmayabilir sonra ampulün yandığı odaya giriyorsunuz şimdi ampul yanıyorsa odaya ilk giren kazanıyor yanmıyorsa ikinci giren kazanıyor yani oyunun şeması tam olarak bu şekilde

İki kişide odaya girip çıktıktan sonra ampule bakıyorsunuz yanıyorsa ilk giren yanmıyorsa ikinci giren kazanıyor bu oyunu istediğimiz kadar oynayalım her seferinde kazanma ihtimalimiz %50 bu oyunu klasik bir bilgisayara karşı oynadığımız zaman sonuç yine aynı kazanma şansımız %50 ama klasik bilgisayarın yerine kuantum bilgisayarı koyduğumuzda kuantum bilgisayarının bu oyunu kazanma şansı %100 oluyor sizin bu oyunu kazanma şansınız sıfır nasıl olduğunu açıklayayım klasik bilgisayarlar gelişmiş bir hesap makinesi denmesinin sebebi bu  ne kadar gelişmiş olurlarsa olsunlar bilgileri binary

Yani 1 ve 0 şeklinde iletir ve işlerler bilgisayarda gördüğünüz duyduğunuz her şey 1 ve 0 lar ile ifade edilebilir bu bilgilerde binary digit yani bit adı verdiğimiz 1 ve 0 durumunda bulunabilirler

Fakat kuantum bilgisayarları bit yerine kubit(quantum bit) kullanırlar bu kubitler hem 1 hem 0 hem de her ikisi de olabilirler aynı anda iki durumda da bu duruma süper pozisyon denir


kuantum evreninin temel özelliklerinden birisi bir parçacığın aynı anda birden fazla durumda bulunma özelliği yani az önceki oyunu bir kuantum bilgisayarına karşı oynasaydınız söz konusu düğme hem kapalı hem açık durumda olacaktı siz ampulü gözlemlediğinizde her zaman kazanan duruma hayata geçirecek ve her zaman kazanacaktı bunu başka bir örnekle pekiştirelim

Evinize arkadaşlarınızı davet etmiş olun 10 arkadaş bu arkadaşlarınızı farz edelim ki nasıl oturacaklarına karar vermek olsun problem bu da 10 faktoriyele eşit bir ihtimal olur tam olarak 3628800 farklı şekilde sıralayabiliriz klasik bilgisayarda bu eğer hızlı bir bilgisayarınız varsa çokta uzun olmayacak bir sürede hesaplayabilirdi  ama kuantum bilgisayarınız olsaydı kubitler bu 3682800 hepsini aynı anda hesaplayacağı süper pozisyon durumuna geçer tüm olasıkları aynı anda kontrol edebildiği ve aynı anda test edebileceği için anında bir cevap verecektir size isterseniz son bir örnekle toparlayalım bir labirenttesiniz ve iki kapıdan çıkabiliyorsunuz haliyle bütün rotaları tek tek denemeniz gerek ama mesela klonlarınız olsa yüzlerce klonunuz saniyeler içinde bulabilirdiniz yani aynı anda her yerde olabilirdiniz süper pozisyonda olabilirdiniz işte kubitler teoride böyle çalışıyorlar

Mevcut kuantum bilgisayarları bir oda büyüklüğünde devasa yapılar bunun sebebi kubitlerin çok hassas yapıda olması kubitler bildiğimiz atomların elektronlarından oluşur mesela bir fosfor atomunun elektronudur kubit dediğimiz şey o nedenle inanılmaz hassas bir parçacıktan bahsediyoruz

Normal şartlarda kontrol edemediğimiz ölçemediğimiz belirsizlikler denizinde yüzen parçacıklar bunlar ama işte kuantum bilgisayarının çalışma mantığı da bu belirsizlik olgusu dalga parçacık durumu süper pozisyon durumu  parçacığa herhangi bir müdahalede bulunduğumuzda tüm olasılıklar kayboluyor tek bir durumu elde ediyorduk ama bu bizim işimize yaramıyor çöküş deniliyor buna o yüzden sistemin çökmesi o yüzden elektrona nispeten kontrol altında tutmak için tüm toz parçacıklarından tüm kızılötesi ışınlardan elektro manyetik dalgalardan uzak tutulması gerekiyor herhangi ufak bir müdahale sistemin çökmesine neden oluyor o yüzden vakum tüplerinde muhafaza ediliyor


kubitler ve bu vakum tüpleri çok soğuk olmak durumunda -273 C mutlak sıfır çünkü ısı enerji demek enerji ne kadar yüksek olursa atomlar ve elektronlar o kadar dengesiz oluyorlar daha fazla hareket ediyorlar stabil olmaları için çok çok soğuk bir ortamda tutulmaları gerekiyor

Yani şuan da kuantum bilgisayarlarının ilkel dönemindeyiz diyebiliriz klasik bilgisayarların kocaman olduğu dönemler gibi peki neden uğraşılıyor bu kuantum bilgisayarı üretmek için bu kadar karmaşık zorlu ve hassas bir makineye neden ihtiyaç duyucağız ve nerelerde kullanacağız 




Kuantum bilgisayarlarının insanlığa getireceği yenilikler

 

Örnek vermek gerekirse bir kargo firmasını ele alalım 100bin araç bir milyon adrese teslim yapması gerekiyor bu araçların en ideal rota ile en düşük yakıt tüketimi ile en kısa sürede bu teslimatı nasıl yapacağını klasik bir bilgisayarın bu işlemi hesaplaması günler aylar yıllar alabilir fakat gelişmiş bir kuantum bilgisayarı ile bu işlem milyonlarca kat daha hızlı bir şekilde anlık olarak yapılabilir mesela

Ayrıca bu kuantum bilgisayarları ile atomları simüle edebiliriz bazı ileri gelen şirketler bunlardan biri google hidrojen molekülünün  simülasyonunu tamamladığını açıkladı ardından ibm lityum hidriti ve berilyum hidriti simüle etti yakın bir zamanda da iyonq isimli şirket su molekülünü simüle etti ne demek peki molekül simülasyonu

 bu kuantum bilgisayarıyla kuantum evrenini anlamak anlamına geliyor normal şartlarda normal bilgisayarlarla yapılması imkansız bir durum  hatta bir araştırmaya göre bir mölekülün simülasyonu klasik bir bilgisayarda milyon yıl sürebilirmiş

molekülleri simüle edebildiğimizde fizik kimya ve tıp alanında inanılmaz bir kapı açılacak tam olarak gelişmiş bir kuantum bilgisayarı sizin vücudunuzu atom seviyesinde simüle edebilir sorunları bulup tam bu sorunların çözümü için gerekli ilaçları da simüle edebilir yıllar süren ilaç testlerini saniyelere indirebilir herhangi bir iş için gerekli bir malzemeyi atom seviyesinde hesaplayıp üretebilir sonuç olarak insanlık için bir güncelleme bir çok sorunun cevabı olabilir


Kaynakça

 

Quantum Computing Explained – By Shaan Ray //* https://hackernoon.com/quantum-computing-explained-94125280fabb *//

 

What is quantum computing? Understanding the how, why and when of quantum computers | ZDNet //* https://www.zdnet.com/article/what-is-quantum-computing-understanding-the-how-why-and-when-of-quantum-computers/    *//

 

IBM Has Used Its Quantum Computer to Simulate a Molecule—Here’s Why That’s Big News – MIT Technology Review //* https://www.technologyreview.com/2017/09/13/149180/ibm-has-used-its-quantum-computer-to-simulate-a-molecule-heres-why-thats-big-news/  *//

 

Physics – Waiting for the Quantum Simulation Revolution //* https://physics.aps.org/articles/v12/112 *//


30 Nisan 2016 Cumartesi

Makaleler

açılarak genetik bilgimizi ortaya çıkarabildiği görülmüştü. “ Ayrıca biyokimyagerler geçtiğimiz yıllarda proteinler veya RNA gibi biyomoleküllerin nanotermometreler gibi çalışarak yaşayan organizmalara sıcaklıktaki değişimi katlanarak veya açılarak aktardığını görmüştü,” diyor kıdemli yazar Prof. Alexis Vallée-Bélisle. “Bu doğal nanotermometrelerden ilham alarak, saç telinden 20,000 kat incelikte, katlanıp-açılarak sıcaklığı spesifik olarak tanımlayacak farklı DNA yapıları oluşturduk.” DNA’dan tasarlanan bu moleküler termometrelerin en büyük avantajlarından biri de DNA kimyasının basit ve programlanabilir olmasıdır. “DNA dört farklı nükleotit barındırıyor; Adenin Timin’e zayıf bağlanıyor, Sitozin Guanine güçlü bağlanıyor, “diye açıklıyor araştırmanın ilk yazarı David Gareau. “Bu basit tasarım kurallarını kullanarak DNA istenilen sıcaklıklarda katlanıp açılabiliyor. Bu DNA’lara optik raporcular yerleştirerek, 5 nm çapında kolayca tespit edilebilerek termometrenin fonksiyonunu iletebilecek bir teknoloji geliştirdik,  ” diye ekliyor yardımcı yazar Arnaud Desrosiers, Özellikle nanoteknoloji alanında , heyecan verici bir gelişme olan bu gelişme sayesinde moleküler biyolojiyi daha iyi anlayabileceğiz. “Biyolojide halen çözülmemiş pek çok soru var. Örneğin, insan vücut sıcaklığı 37 ° C olsa da; her bir hücrede neden bu kadar büyük sıcaklık varyasyonu olduğu hakkında bir fikrimiz yok,” diyor Prof. Vallée-Bélisle. Bu soru halen araştırılıyor  ve doğa milyonlarca yıllık evriminde nanomakineler ve nanomotorlar  geliştirerek aşırı ısınmada yüksek hızda fonksiyon gösterebiliyor. “Yakın bir gelecekte bu DNA nanotermometreleri , elektronik-tabanlı cihazlara uygulayarak nanoboyutta sıcaklık değişimini gözlemleyebiliriz,” diyor Prof. Vallée-Bélisle.





Öğrenme Kabiliyetine Sahip İlk Tek Hücreli Organizma Keşfedildi


Bilim insanları ilk kez sinir sisteminden yoksun bir organizmanın öğrenebilme kabiliyetine sahip olabileceğini gösterdi. Toulouse III Üniversitesi, Centre de Recherches sur la Cognition Animale merkezinden bir ekip tarafından yapılan araştırmada tek hücreli Physarum polycephalum organizmanın , bir çeşit öğrenme kabiliyeti olan habituasyona(alışma davranışı) sahip olduğunu gösterdi. Bu keşif sayesinde evrimdeki öğrenme kabiliyetinin köklerine ışık tutularak, ilk sinir sistemi ve beynin görülmesinden önceki oluşumlar incelenebilecek. Ayrıca bu çalışma virüsler ve bakteriler gibi çok basit organizmaların öğrenme kapasitelerine ilişkin yeni soru işaretleri doğurdu. Bulgular 27 Nisan’da Proceedings of the Royal Society B dergisinde yayınlandı. Öğrenme kabiliyeti ve hafıza hayvanlar aleminde anahtar bileşenlerdi. Hayvanların tecrübe etmeleri ve adaptasyon davranışı, hayvanların potansiyel tehlikelere ve dalgalanmalara karşı hayatta kalabilmeleri için oldukça önemlidir. Genelde bu kabiliyet beyni ve sinir sistemi olan organizmalara bahşedilmiştir. Buna rağmen,  tek hücreli canlılar değişime adapte olma ihtiyacı duyarlar. Peki öğrenme kabiliyeti sergileyebilirler mi? Bakteriler önemli ölçüde adapte olabilirler fakat bu birkaç nesil boyunca gelişim ve evrim gerektirir. İşte biyologlardan oluşan bir ekip tek hücreli bir organizmanın öğrenebileceğine dair bir kanıt aradı . Araştırmacılar dev bir tek hücreli küf(cıvık mantar), Physarum polycephalum’u seçti. Bu dev hücre gölgeli , soğuk alanlarda [1] bazı kabiliyetleri olduğunu kanıtladı. Tuzaklardan kaçınma, bulmaca çözme ve beslenmesini optimize etme[2] ,  gibi özellikleri olsa da bugüne kadar öğrenebilme kabiliyeti hakkında çok az şey biliniyordu. 9 günlük deneyde farklı küf gruplarını acı ama zararsız maddeleri geçereek besin kaynağına ulaşması incelendi. İki gruptan biri kinin veya kafein emdirilmiş köprülerle karşılaşırken, diğer kontrol grubunun karşılaştığı köprüde madde emdirilmemişti. Başlangıçta acı maddelere doğru ilerlemekte isteksiz olan küf sonra bunun zararsız olduğu fark etti ve hızla köprüyü geçti, 6 gün sonra kontrol grubu gibi ile aynı şekilde davranış göstermeye başladı. Hücre maddenin zararsız olduğunu anlayarak maddeden korkmamayı öğrendi ve habituasyon fenomenini gerçekleştirdi. Acı maddeye maruziyetinin geçmesinden 2 gün sonra ise, protist tekrar güvenmeme davranışına döndü. Ayrıca bu tek hücreli canlı kafeine alıştığından kinine tekrar güvenmeme davranışı gösterdi. Bu da habituasyonun belli bir maddeye karşı spesifik olduğunu gösteriyor. Habituasyon ilk öğrenme formlarından biridir ve deniz salyangozunda[3] karakterize edilmiştir. Öğrenme formu bütün canlılarda olsa da, daha önce nöral olmayan bir canlıda gözlenmedi. Bu cıvık mantar türü, 500 milyon yıl önce oluşmuş bitki,mantar ve hayvanların uzak kuzeni ve öğrenmenin kökenin gelişimini anlamada önem taşıyor. Ayrıca bu çalışma sayesinde, bakteri ve virüsler gibi basit organizmalarda öğrenme tipleri çalışabilecek.



Sıvı Metal Parçacıklar Sayesinde Oda Sıcaklığında Lehim Yapılabiliyor




Iowa State Üniversitesi’nden araştırmacılar sıvı metal içeren eşsiz mikro parçacıklar üreterek, oda sıcaklığında sıvı halde kalabilen bir çeşit lehim ürettiler. Katı-sıvı karışımı bu yeni form sayesinde sıcaklığında ısı verilmeden lehimleme ve elektronik devre onarımı yapmak mümkün olacak. Araştırmacılar sıvı metallerin katı hale dönmesini engellemek için araştırma yaparken, bu yeni metalik oluşumu keşfettiler. Undercooling ’aşırı soğutma’ adı verilen bu teknik sayesinde, metal yapıları farklı şekillerde işlenebiliyor. Buna rağmen bu alandaki en büyük zorluk; bu işleme tabi tutulan metallerden stabil yeterli miktarda malzeme üretmek. Bu probleme farklı bir şekilde eğilen Iowa State ekibi sıvı metal damlacıklarını homojen ince kaplama ile parçacık kapsüllerine dönüştür. Böylece aşırı soğutulan sıvı metal parçacıklarının oluşumunu dengeledi. Bu parçacıkları yaratmak için , yüksek hızlı döner kesme mekanizması kullanarak, sıvı materyal küçük damlacıklara dilimlendi ve asetik asit/dimetil glikol karışımında askıda kalması sağlandı. Parçacıkları oksijene maruz kaldığında , materyalin yüzeyi oksitlenerek, sıvı metalin hapsolduğu baloncuklara dönüşüyor. Oksidasyon bittiğinde, ekip bu tabakayı düz olana kadar parlatıyor. “Biz metallerin katıya dönüşmesini engellediğimizden emin olmak istedik. Bu nedenle parçacıkların yüzeyini , sıvının katıya dönmesini engelleyecek şekilde tasarladık. Böylece madde istemediği sıvı fazda hapsoldu,” diyor Martin Thuo. Boston Northeastern Üniversitesi’nin geliştirdiği lehim gibi kullanılabilen MesoGlue’nun (yapıştırıcı) aksine, Iowa State Üniversitesi’nde geliştirilen madde sıvı-metal parçacıklar olarak kullanılarak yaratıldı. Bu materyalde bizmut,indiyum ve kalay içeren Field metali ve bizmut-kalay kullanılarak sıvı metal baloncuklar üretildi. Sadece alyuvar hücreleri çapında, yani yaklaşık 10 mikrometre olan balonlar, mikroskopik hasarlar ve makroskopik metalleri bir araya getirmek için ıs olmadan birleştirmek için kullanıldı. “ Böylece hasar görmüş yüzeyleri ve lehimleme bağlantı parçalarını oda sıcaklığında ileri teknoloji gerektirmeden, onarabileceğimizi gösterdik,” diyor ekip. Thou bu teknoloji patentleyerek, bir girişim şirketi kurarak bu ürünü pazara sunmayı hedefliyor. Ayrıca halen elektriksel iletkenlik ve mekanik mukavemet üzerine testler yaparak, yeni sıvı-metal materyali geliştirmeyi hedefliyor.



Arabalardaki Hava Yastığı Nasıl Anında Açılır ?





Artık neredeyse bütün arabalarda hava yastığı var , peki hava yastığı çok kısa bir sürede açılıp hayatları nasıl kurtarıyor ? İlk hava yastığı fikirleri 1950’li yılların başında ortaya çıktı. 70’lerde GM ABD’de araçlarda emniyet kemeri kullanımı düşük olduğu için deneysel hava yastıkları kullanmıştır. 1974’e gelindiğinde Cadillac Buick ve Oldmobile ‘e ACRS(Air Cushion Restraint System- Hava Yastığı Tutma Sistemi) konulmuştu. Bu sistemde konsolun altına ve yolcu tarafına hava yastıkları yerleştirilmişti. Bugün gördüğümüz ilk hava yastıkları ise ; 1980 yılında Mercedes-Benz W126 S-Class serisinde Supplemental Restraint Systems (SRS )adıyla kullanılmaya başlandı. İlk yolcu hava yastığı ise sürücü hava yastığıyla birlikte 1987 yılında Porsche 944’te kullanıldı. Aradan geçen yıllar içinde hava yastığı iyice yaygınlaşarak hemen her otomobilde standart bir donanım haline geldi. Tipik bir hava yastığı saniyenin 1/10’undan kısa sürede açılır, birkaç saniye sonra da sönerek yolcunun hareketini ve araçtan çıkmasını kolaylaştırır. Hava yastığında üç ana parça vardır. Birincisi yastığın kendisi ki, ince naylon iplikten yapılmış ve konsolda bir silindir üzerine sarılmıştır. Aslında sürücü tarafındaki hava yastığı diğerlerinden farklıdır. Diğerleri tipik bir silindir şeklinde iken sürücü tarafındaki direksiyonun ortasına uyacak şekildedir. Hava yastıkları , ACU(Airbag control unit-Hava yastığı kontrol ünitesi) kontrol ünitesi ile kontrol edilir. ACU ünitesi ivmeölçerleri, çarpışma sensörlerini, kapı basınç sensörlerini, tekerlek hız sensörlerini, jiroskopları, fren basınç sensörleri ve yolcu doluluk sensörlerini kontrol eder. Bu sensörler gerçekleşen tüm hareketleri kontrole ederek; aracın hava yastıklarını devreye alır. Son olarak da şişirme sistemi vardır. Hava yastıkları sıkıştırılmış veya basınç altındaki havanın veya bir gazın salınması ile şişmezler. Hava yastıklarının şişmesi tümüyle çok hızlı gerçekleşen bir kimyasal reaksiyondan kaynaklanır.  Bu reaksiyonda ise ana madde zehirli Sodyum Azit (NaN3) maddesidir. Normal şartlarda oldukça stabil olan bu katı toz madde, ısıtıldığında zararsız N2(Azot) gazını hızla salar. Sadece 130 gram sodyum azitten 67 litre azot gazı çıkar. Yani anında belli bir alanı hızla doldurabilecek bir genleşmeden bahsediyoruz. Bu reaksiyon sonucunda azot gazının yanı sıra çok reaktif bir 1A grubu elementi olan sodyum(Na) çıkar. Sodyum su ile birleşirse patlar. Bu nedenle göze, buruna ve ağza zarar verir. İşte bu tehlikeyi bertaraf etmek için hava yastığı üreticileri sodyum ile bağlanabilecek bir madde buldu. Bu madde ise ; yine 1 A grubundan potasyum(K+) metali içeren KNO3(potasyum nitrat)bileşiğidir. Bu sayede Na  Su ile birleşince vücuda bilhassa gözlere, buruna ve ağza ağır tahribat verebilir. Bu tehlikeyi önlemek için hava yastığı üreticileri kimyasal reaksiyonda sodyum ile birleşebilecek bir madde arıyorlardı ki, potasyum nitrata ulaştılar.  Bu reaksiyonda KNO3’daki nitrat sodyuma bağlanarak patlamayı engeller. Ayrıca SiO2’de kullanılır. Tipik sürücü-yolcu hava yastıkları 50-80 g sodyum azit içerir. Daha büyük yolcu hava yastıklarında 250 g sodyum azit vardır. Çarpışmadan sadece 40 milisaniye içinde bütün bu parçalar reaksiyona girerek, azot gazı ortaya çıkarır. Reaksiyon aşağıdaki gibidir; (1) 2 NaN3 → 2 Na + 3 N2 (g) (2) 10 Na + 2 KNO3 → K2O + 5 Na2O + N2 (g) (3) K2O + Na2O + 2 SiO2 → K2O3Si + Na2O3Si (silikat cam)

https://youtu.be/UTvPndZOP9g

Süpermasif Karadelikler Karanlık Madde İle Solucan Deliğine Dönüşebilir


Yeni yayınlanan bir fizik raporuna göre, süpermasif kara delikler ve karanlık madde ilavesiyle, uzay zamanda tüneller açabilen solucan deliklerine dönüşebilir. Karanlık madde evrende halen doğrudan gözlenmemiş gizem ve karanlık maddenin maddeyi ve dolayısıyla gezegenler ve yıldızları yaptığı düşünülüyor. Solucan delikleri bilim-kurgunun en sevdiği konulardan biri; çünkü uzay-zamanda iki uzak noktayı birleştirerek kestirme bir yol çizerek, zaman yolculuğuna imkan verebiliyor. Ayrıca teorik açıdan çok uzak iki noktayı birleştirebiliyor. Lancaster Üniversitesi’nden Fizikçi ,Dr. Konstantinos Dimopoulos; bazı galaksilerin merkezinde bulunan süpermasif karadeliklerin  etrafında yoğun bir şekilde paketlenmiş gaz ve toz bulutlarının yanmasından dolayı inanılmaz bir parlaklık olduğunu ve kara deliklerin güçlü manyetik alanlarının karanlık maddenin özelliklerini etkileyebileceğini düşünüyor. Galaktik çekirdeklerin yanarak çalkalanmasının, bir karanlık madde tipi olan teorik parçacıklar  olan axionları etkileyebileceğini belirtiyor. Bu antimadde parçacıklarının evren boyunca var olduğu ve birbirleriyle zayıf etkileşim kurarak, evrenin yapısını oluşturmaya yardımcı sanki ince görünmez bir sis gibi süzüldüğüne inanıyor. Dr Dimopoulos , galaksinin merkezindeki dalgalanmanın yoğunlaşmasıyla, güçlü girdaplar halinde manyetik alanlar oluşarak, tuhaf bir şekilde davranarak negatif enerji haline etkili bir şekilde geçebilir. İşte galaksinin merkezindeki süpermasif  karadelik, jetlerden kaynaklardan manyetik alanlar ve axionik karanlık madde içerdiğinde solucan deliği oluşturabilir. ‘Negatif yoğunluklu madde ve güçlü manyetik alanlar varlığında aktif galaktik çekirdekte solucan delikleri görünmesine neden olabilir,’ diyor Dr Dimopoulos.https://youtu.be/u_b7Sjatlmg